'Milenyum kuşağında kariyer beklentisi fazla değil'

İki sene önce konuşsaydık gözü uluslararası TBWA'in başkanlığında diyebilirdik... TBWA/Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve Reklamcılar Derneği Başkanı Cem Topçuoğlu'nun bu hedefi ilk sıralardaki yerini koruyor ama bir farkla: Bu kararından eskisi kadar emin değil artık. "Ailenize vakit ayırmanızı çok engelleyen bir hayat" diyor ve ekliyor hedefindeki sapmanın nedenini açıklarken: "Belki insan yaşlanınca ülkesini daha fazla sevmeye başlıyor."

Reklam alanına girişiniz nasıl oldu?

Aslında tesadüf... Üniversitede okurken paraya ihtiyacım vardı, bir işe girmem gerekiyordu. Tanıdık vasıtasıyla Cen Ajans'a girdim. Orada müşteri ilişkilerinde başladım. Aslında prodüktör olmak istiyordum. Prodüksiyon da okuyordum okulda ama ajansta 'Senden müşteri temsilcisi olur' dediler. Ve devam ettim.

Profesyonel spor hayatınızı bıraktığınıza pişman oldunuz mu hiç?

13-22 yaşları arasında yaklaşık 10 sene voleybol oynadım. Ama işe başlamamla beraber, okulun da son dönemleriydi, spor hayatım sona erdi. Hayatımda çok pişmanlık yaşamadım ama devam etmeyi isterdim, para kazanmaya ihtiyacım olmasaydı. Çok seviyorum voleybolu, oynayan arkadaşları da kıskanmışımdır hep.

İK çalışmalarınız haber oldu sıkça. Mutlu çalışanlar çok önemli sizin için. Peki neler yapıyorsunuz mutlu çalışanlar için?

2000’li yıllarda belki de sektörde ilkti İK çalışmalarımız. Arkadaşların hayatlarının çok uzun dönemi burada geçiyor. Çok fazla mesaiye kalan, geceleri çalışan bir ekibiz. Dolayısıyla o insanların mümkün olduğu kadar çalışma ortamında rahat olmaları, kendilerini evlerindeki gibi, arkadaşlarıyla birlikteymiş gibi hissetmeleri için aklınıza ne gelirse yapmaya çalıştık. Yerimizi seçerken büyük, rahat olsun, spor yapabilsinler, kafede otursunlar istedik. Üst katta da teras var.

Bunun dışında çalışanlara hem kendi hem de ajansın geleceği için yatırım yapıyoruz. Yurtdışı ofislerimize gönderiyoruz, eğitimler aldırıyoruz. 7 senedir o kültür ajansın içinde oluştuğu için kendi kendine her sene yeni şeyler bulunuyor. Mesela arkadaşlar şimdi çevreyle ilgili çalışma yapıyor. TBWA olarak dünyaya yaydığımız karbon miktarını nasıl dengeleriz diye 2006'da çevreye verdiğimiz karbondioksiti hesap ettik. Onun karşılığına denk gelen 1000 ağaç diktik. Çok yakın zamanda Güneydoğu Anadolu’da bir okulla ilginç bir proje başlatacağız, yine dünyada uygulanan bir projenin bir parçası.

Çalışanlarınıza çok fazla yatırım yapıyorsunuz, sirkülasyon ne durumda?

Son iki senedir arttı. Ondan önce biz sektördeki en düşük sirkülasyonu olan ajanstık.

Neden arttı?

İki nedeni var. Biri, birçok kişi burada sıfırdan başladı. Okuldan aldık ya da çok junior aldık, yetiştirdik. Onlar 'buradan başka bir hayat varmış gidip bakayım' gibi hissediyor ya da yoruluyor. İkincisi, biz onların yorulduklarını düşünüp onlardan özür diliyoruz. Bence şirketlerin 3-4 senede bir yeni kan, yeni jenerasyondan insanlar alarak kendisini yenilemesi gerekiyor. İki sene önce başladı bizde bu yenileme süreci. Geçen seneden bu yana da şirketin yüzde 70’inden fazlasını yeniledik ama kültürde bir değişiklik yok, yeni gelenler ona adapte oluyor.

Kuruma bağlılık yaratmaya çalışıyor şirketler. Aidiyet duygusu bu değişimle oluşur mu?

Zor, gençlerde böyle bir aidiyet duygusu yok benim gördüğüm kadarıyla. Farklı şeyler denemek istiyorlar, çok da suçlayacak bir şey yok. Dünya da öyle akıyor, gidiyor. Dolayısıyla milenyum kuşağında fazla bir kariyer beklentisi yok; kariyer planı yaparak bir şirkette 10-15 sene çalışmıyor.

Değişimde nasıl insanları seçtiniz çalışmak için?

Değişimi ve dinamikliği sevdiğim için, değişim sırasında da dinamik enerjisi olan, dünyayı takip eden, globallik-lokallik konularının ikisini de anlayabilen, hızlı hareket eden, mutlaka iletişimi, paylaşımı ve takım oyununu bilen insanları seçtim. Ondan sonra onları takıma, kültüre alıştırmak, burada kariyer yapmalarını sağlamak bizim görevimiz.

Yönetici olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Önümüzdeki 3-5 seneyi düşünen biriyim. Sürekli takip ederim dünyadaki liderler ne yapıyor, ileride ne olacak, nasıl trendler gelecek diye. Dünyada her şey değişim içerisinde. Dolayısıyla insanların sürekli kendini yenilemesi gerekiyor. Sırf değişmek için değiştirmekten bahsetmiyorum. İyi olan, değiştirilmemesi gereken şeyler de var, onları korumak lazım.

Özel yaşamınızda da değişime açık mısınız?

Eve, her gün aynı yoldan gelmem mesela. Rutini sevmem, düzenli bir görüşüm yok. Çocuklarımın da böyle büyümesini istiyorum. Her anlamda farklı şeyler yaşamayı, farklı durumlarla karşılaşmayı severim.

Reklamcılıkta cesaret ve risk alabilmek çok önemli başarı için...

Bence her şeyde öyle. Yatırım yaparken de ama anlamsız, maceracı tiplerden bahsetmiyorum.

Risk ölçünüz nedir?

Risk alırken belli bir muhafazakârlığı takip ediyorum. Maceracı bir riske girmem. Bunu yapalım, şunu yapalım diye bir şeyi incelemeden, anlamadan işe başlamam. 25 yıldır bu sektördeyim hep bildiğim işleri yaptım, bilmediğim bir sektöre girmedim. En konservatif olduğum taraf bu risk alma konusundadır.

TBWA/Türkiye kaçıncı viteste gidiyor şu an?

Birinci vites en kuvvetli olandır ama yavaş gidersiniz. 5’e attığınızda çok hızlı, rahat gidiyorsunuz. Bana göre biz bu zamana kadar 5. viteste gidiyorduk. Sonra vitesi küçülttük, bu değişim sırasında. 3.- 4. vites arasında gidiyoruz. Türkiye’de reklam hareketlerini başlatacağımız bir durumdayız o yüzden biraz vites küçültüp tekrar hareket edeceğiz.

Reklamcılık nereye doğru gidiyor?

Hedef kitle ile markalar arasında her şey medya olmaya başladı. Onu beklenmedik yerlerde vurmaya yönelik bir medya anlayışı var. Tüketicinin nasıl tükettiğini, müşteri briflerini iyi anlamak önemli olmaya başlıyor. Özellikle de yeni jenerasyonun, hedef kitlenin neler yaptığını önceden öğrenebilme yeteneğini geliştirmek gerekiyor. Bunlar biraz daha parça parça girmiş durumda.

3-4 sene içinde her şey dijital hale gelecek. Tüketiciye oralarda da ulaşabilmek gerekiyor.

Peki, bu açılımlarla yeni mesleki alanlar oluşacak mı?

Anlattıklarımla ilgili uzmanlar olacak. Reklam ajanslarında medya kullanımını, tüketicinin alışkanlıklarını takip eden kabaca araştırmacı gibi hareket eden insanlar vardı, onların daha farklı tipleri oluşacak. Onun dışında dijital ajanslar çok gelişecek. Dijital ajanslar şu an çalışan yaratıcılığıyla çok ilgili değil ama uygulamaları ve teknik kapasiteleri çok yüksek. Hâlâ yaratıcılık bizim konvansiyonel ajanslardan çıkıyor. Oradan fikri alıp bunlara veriyorsunuz, onlar uyguluyor. Bu bir şekilde, bir yerde birleşecek. Dolayısıyla yeni bir reklam ajansı fikri ortaya çıkıyor.

Bir sürü alanda varsınız, bunun bir sonu var mı sizin için?

Var kesinlikle ama emeklilik gibi bir şey olmaz. Birkaç sene önce daha nettim bu konuda ama şimdi ne kadar netim bilmiyorum; TBWA’in başına geçmek istiyordum. Böyle bir hedefim vardı, hâlâ var ama herhalde 3-4 sene içinde ne istediğime karar vereceğim.

Hedefinizdeki kararlılığınız ne oldu da azaldı?

Gidip geliyorum yurtdışına, neler olduğunu görüyorum. O hayatı istiyor muyum, istemiyor muyum bundan emin değilim. Ailenize vakit ayırmanızı çok engelleyen bir hayat. Çalışmanın getireceği sonuçları sorguluyorum. Belki insan yaşlanınca ülkesini daha fazla sevmeye başlıyor. Bakacağım ama daha uzun yıllar bu sektörde bir yerlerde olacağım kesin.


'ELEŞTİRİLER ZAMAN ZAMAN HADDİNİ AŞTI'

Kristal Elma’da 12 ödül aldınız, bu neyin ispatı?

2000 yılından beri çok ödül alan bir ajansız. O yüzden bana çok anormal bir başarı gibi gelmiyor. Rakam çok bir şey ifade etmiyor. Önceki senelere bakarsak 7 de almışız, 8 de. Bu sene daha fazla ya da daha az alırız ama bu, ajansın yaratıcı gücünün sürekliliğini gösteriyor.

Çok fazla eleştiriliyorsunuz. Meyve veren ağaç taşlanıyor mu?

Bence öyle. Bu eleştiriler daha çok benim Reklamcılar Derneği Başkanı olmamdan kaynaklandı. Bir de böyle bir başarı denk geldiği zaman, geçen senelere bakmadan eleştiriyorlar. Ben eleştirilere açığım ama bu eleştiriler zaman zaman haddini aşar vaziyette oldu. Sırf bana değil derneğe, arkadaşlarıma… Ama bunlar olur iyi şeyler üretirseniz; çünkü biz dernekteki arkadaşlarla sürekli üretiyoruz. Bunlar olacak, kızacak halimiz yok.


'YEMEK İÇİN YAŞADIĞIMI SÖYLÜYORLAR'

Spora zaman ayırabiliyor musunuz?

Hiç bırakmadım. Ne bulursam onu yapıyorum ama düzenli olarak sağlığımı ve kendimi daha iyi hissetmem için, hafta içi 3-4 gün ağırlık, kardiyo çalışmam var. Onun dışında fırsat buldukça tenis oynuyorum. Kış-yaz sporları yapmaya çalışıyorum. Yelken yapıyorum.

Yemek yemeyi sevdiğinizi biliyorum, yapmayı sever misiniz?

Yapıyorum... Seyahat ediyorum çok fazla, istemediğim kadar fazla. Gittiğim şehirlerde bildiğim ve önerilen şeyleri takip etmeye çalışıyorum. Evde yemek de yaparım ama çok fazla vaktim olmuyor, ileride inşallah yapacağım. Ama yemek yemeyi çok seviyorum. Yemek yemek için yaşadığımı söyleyenler bile var.

Hiç yorum yok: